Untitled
YoKsUn

Neler bitmişti yaşamımda?nelerin sonuna gelmiştim?hangi önemsiz ayrıntılara takılıp kalmıştım da önemli olanların üzerine basıp geçmiştim hiç düşünmeden?ve sen hangi zaman aralığını fırsat bilip de yerleştin şimdi bir türlü seni çıkarıp atamadığım düşüncelerime?ah benim mantıksızlığım,çocukluğum,hiç gitmezsin sandığım…aradığım yerde bulamadığım,bulduğum her anda yeniden kaybettiğim….göremedikçe bağlandığım,uzaklaştıkça yakınlaştığım SEN!!  Şimdi aramıza koyduğun aşılmaz mesafenin kaçıncı kilometresinde beklemektesin sana doğru atılan adımlardan bihaber? Ve ben hangi çıkmaz sokakta nasıl kaybettim seni ki, sana gelmeye çalıştığım tüm yollar  enkaz altında? 

Her şey gibi bu dünyadaki kelimeler de yetersizdi yaşadığım acıyı anlatmaya..yaşanılması gereken her şey yaşanıp bitiyordu da geriye pişmanlıkların,’keşke’lerin,yaşanamamışlıkların ağır yükü kalmasaydı…kaldı oysa…ama beni  yaşananlardan çok yaşayamadıklarım incitti pişmanlıklarımın boğucu yalnızlığında kalınca…yokluğunun bana neler bıraktığını hiçbir zaman bilmedin sen! Yokluğunda bütün bedenim buz  kesse de aldırmayanı oynamak zorunda kalışlarımı,ellerini yeterince tanıyamayan ellerimi sayısız kez yüzme kapatıp geceler boyu ağlayışlarımı,payıma düşene razı olmam gerektiğine inandırmaya çalışan dostlarıma isyan etmelerimi ,artık hayatımda olmayacağın gerçeğini bir ayet gibi onaylarken ve her şeyi bir anda yitirmenin dramında sarsılırken’ yokluğunun dayanılmaz acısını’ .benden bana kalanlarla var olmanın çırpınışlarını bilemedin..oysa ben seni tüm hatalarımı kabullenerek,tüm çaresizliğimle,seni ait olduğun çevre için değil,bana ait olman için değil,karşılığında beni sevmen için değil,benim için hayır mısın şer misin hiç düşünmeden hesapsızca bekledim ve sevdim…çözemediğim kurallarıyla beni hep dışına sürükleyen hayata yeniden tutunmaya çalıştığım tek yerin sen olduğunu,kendimi değil seni seçtiğimi,mecburen ileri istikamette gerisin geri atılmış çaresiz adımlarla sayısız kez tekrarlanmış bir daha  hatırlanmamak üzere unutulduğu sanılmış gereksiz düşünceler içinde boğuşurken ‘seni unutmak’ adına aldığım tüm kararların kendimi kısa bir an için avutmak olduğunu acı bir şekilde fark edişim oldu yokluğun…öyle yoksun ki…

Yoksun

Yoksun

Yoksun

Ve biliyorum ben ne kadar beklersem sen o kadar gelmiyorsun…

Bir erkeğin düşünsel yeteneği, estetik birikimleri ne olursa
olsun, hayatta durdugu kat, içine doğduğu kattır, tanıdığı ilk kadının,
annesinin onu bıraktıgı kat. Giyim zevkinin bulunmadığı bir bahçede
doğduysanız, giyim zevkinin gelişmiş olduğu bir bahçeye sizi ancak bir
kadın götürür, sofralarının inceliklerle donatılmadığı bir katta
dogduysanız, incelikli sofraların bulunduğu kata sizi götürecek olan da
bir kadındır. Birlikte olduğunuz kadın degiştiğinde, değişen yalnızca
bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü degişir, bir baska kata,
bir baska bahçeye geçersiniz, orada hersey farklıdır.
Dinlediğiniz müzik, okudugunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz
yerler, bulustuğunuz arkadaşlar, hatta taktığınız kravat bile değişir.
Bir erkeği hayatın içinde kadınlar gezdirir, hayatın katları arasında
kadınlar dolastırır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına
rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki
bir kadına rastlarsaniz zekânız gelişir; yeni huysuzluklar, kaprisler,
kavga nedenleri, acılar da öğrenirsiniz.
Hayat, kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi kat kattır; Babil’in asma
bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir. ” Bir terastan bir terasa
sizi kadınlar götürür. Ve, bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz
manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadınin terası, manzarası,
hayatıdır; hayatın hangi katında durdugunuzu, yanınızdaki kadının
durduğu kat belirler.
Hayatiniz, seçtiginiz kadindir.
Bir kadın değil bir hayat seçersiniz çünkü.”


-Ahmet Altan

Kadının En Hali Aşk Hali…!

Bir serüvendir aşk, ne zaman ne taraftan ne geleceğini bilmediğiniz bir yolculukta olmaktır, Heyecan ve sürprizlerle dolu bir serüvendir.Bir aşka düşmek, bir kadınla hayatı paylaşmaya başlamak böyle bir şeydir işte, karşı cinsle ilişkisinde kendi sınırlarını bile belirleyemez kadın. Bir dua gibidir, sen okursun ve o dilediğini gerçekleştirir.

Her zaman ancak gerektiği kadarını veren erkeğe karşılık kadın her şeyini vermeye hazırdır “erkeğim” dediğine! Kadın, aşk girince bünyesine başka bir şekle bürünür, kendini bile tanımlayamaz çoğu zaman hallerini, derinleşir bazen, kendi derinliklerinde kaybolur hatta. Anlaşılmayı bekler, imalarının çözümlenebilmesini, gizli şifrelerinin tanımlanabilmesini bekler. Derinlikleri ile yaşayan kadına sadece kelimeleri ile cevap vermek isteyen erkeğin işi de burda zorlaşır işte, çünkü erkek yaşar gider hayatı, hatırlamaz çoğu zaman geçtiği yolları kadın ise anlamlı cümlelerin altını çizer elindeki renkli kalemleri ile ve geçtiği yolları asla unutmaz…

Aynı yollarda yürümek, aynı kitapları okumak, aynı kahveyi yudumlamak, aynı kadehten sarhoş olmak yetersizdir kadınla erkeği bir arada tutmak için, çünkü kadın unutmaz, unutmadığı gibi, her sayfayı biriktirir içinde en çokta renkli kalemleri ile altını çizdiklerini biriktirir… hayatı biriktirir kadın kendi içinde tuttuğu günlüklerde ve bir gün o günlükler hiç tozlanmayan raflardan indirilebilir o zaman toz duman olabilir her yer ve sahip olduklarından bir anda vazgeçebilir. 

Dili o kadar keskinleşir ki en çok kendi canını yakar bu sırada, kadın hem kendinin hem erkeğinin fırtınası, sağanağı, kasırgası olur, erkeğin bile dillendiremediklerini bir seferde dillendirir. Aslında kadın bu kasırgadan önce erkeğinin uyandırmak için herşeyi yapmıştır ama her seferinde kelimeleri, renkleri, aşkı, deliliği erkeğin kurşun geçirmez bedeninden sekip onu yaralamıştır.

Oysa sevgisini bile yeterince dile getirmekten sakınan erkeğe karşılık kadın sadece “AŞK” bekler erkeğinden. İçinde delice bir aşk varken delice bir aşkla, tutkuyla sevilmeyi bekler. Ve kadında erkekte göze aldıkları kadardırlar aslında, hayatını hesaplayarak yaşayan erkeğe karşılık kadın hayatına bir sürü umut ekip, erkeğine bin bir bahçeden topladığı aşkını sunar. Ancak anlaşılmayan aşkına karşılık en sonunda şarkıda ki gibi, 

Kim bilir kim olduk
Bile bile göre göre
Sustuklarımız kactıklarımız ne ?
Düşündürmeden durmayan
Uyku zaten uyutmayan
Dilde kelamsız tende selamsız
Bu halimiz ne ?

zamanları başlar!

Ve son olarak sanırım bir gün herkes ancak kendi haddine, haline, aşkına, hayatına düşeni yaşar…!!!